Senin için bir blog açtık, seni anlatıyorduk, sen büyüyünce bunları oku diye internet dünyasına notlar bırakıyorduk. Benim çocukluğuma dair çok birşey yok bu hayatta. Benim babam da bir fotoğraf delisi olduğu için benim fotoğraflarımı bol bol çekmiş ama hepsi slaytlarda saklı. Evde bir kaç eski çerçeve içinde kalmış bebeklik fotoğraflarım dışında çok fotoğrafım yok. Slaytlar da eskimeye başladı, dijital ortama aktarmazsam onlar da yok olup gidecekler. Bebeklik ve çocukluk hakkında çok fotoğrafımın olmamasını, yani bir aile albümünün olmaması aslında benim hayatımda büyük bir eksiklik. Annen ile tanıştığımız zamandan tut, arkadaşlarımla evde sohbet ederken bile bir albüm çıkartıp da bak burada 3 aylığım, bak ilk dişim çıktığı zaman, bak ilk adımlarım gibi bir hatıram yok. Bu hatıraları canlandırmak için perdeyi kurup slaytları özel çantalarından çıkartıp izlemek gerekiyor. Bunu da her zaman yapamıyoruz tabi. Aslında bu fotoğraflar paha biçilemez derecede anlamlı. Baskılı fotoğraflar daha çabuk yok oluyor, sararıyor, yırtılıyor, kayboluyor…vs Dijital ortam ise çok daha tehlikeli. Bir virüs bütün hatıraları yok edebiliyor, bunun için bir çok yedek almak gerekiyor. Bizim de bu blogu açmaktaki düşüncemiz, senin bebeklik dönemine ait bütün hatıraları tek bir yerde toplamaktı. Daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilir.

Okumayı öğrenip, bunları okuyup anlamlandırabileceğin zaman sana bu dünyada senden önce ve senden sonra neler olduğunu anlatmaktı amacımız.

Blogu ilk açtığımız zaman herşey güzeldi, bol bol yazıyorduk. Sen daha annenin karnındayken, biz tarihe not düşüyorduk. Sonra işler arttı, blog yazma alışkanlıklarımız köreldi, yazmamaya başladık. Doğduğun güne dair bir yazım bile yok, defalarca denedim, hangi kelimelerle anlatabilirdim ki? Zaten ilk aylar heyecandan normal hayatta bile doğru düzgün cümleler kuramıyordum. Bir de bunları yazıya dökmek inan bana çok zordu. Elbet yazarım dedim ama yine olmadı, üzgünüm.

Şimdi 15 aylık bir mucizesin. Bu 15 ay içerisinde hiç birşey yazmadığım için üzgünüm kızım…

İlk anların, ilk dişin, ilk kelimelerin, ilk adımların…. Senin de kayboldu.

Bu yazıyı bu 15 aylık kaybı telafi etmek için yazıyorum. İlk ay, ikinci ay, üçüncü ay hep yazmayı istedim ama bir türlü yazamadım. İpin ucu bir kere kaçınca bir daha tutamadım. Onca zaman yazmadım, ara dönemi nasıl anlatabilirim ki diye düşündüm. Neredeyse hergün, bugün yazayım diye uyandım. Bütün bu süreci tek bir yazıda toplayayım ya da bazı önemli günlerin tarihlerinde notlarımı ekleyeyim dedim. Ama hiç bir zaman başaramadım. İş güç derken gerçekten buna zaman ayıramamak beni çok üzüyordu. Bu 15 aylık süreçte senin hakkında anlatılacak o kadar çok şey varken biz hiç birini anlatamadık. Kaybolan bu 15 ay için senden özür diliyorum kızım. Bütün bu dönemi uzun bir yazıda anlatmaktan ya da bütün önemli anlarını anlatmadan, bütün bu mucizevi dönemi yok sayarak yeni bir yazı ekleyemeyeceğimi düşünerek çok zaman kaybettim. Ama zararın neresinden dönersen kardır demişler, kaybolan 15 aylık anıların için senden özür diliyorum kızım, lütfen beni affet.

Bugün 1 Mart 2012 ve sen tam 15 aylıksın, 470 günden beri benim hayatımsın. Ve sen tam anlamıyla, yani sağa sola tutunmadan, destek aramadan, korkmadan, sadece koltuklar arası değil, sadece annenle benim aramda 2-3 adımlık değil, tam anlamıyla yürümeye bugün başladın kızım. Artık bize ihtiyaç duymadan, emekleyerek kendini yormadan istediğin yere gitme özgürlüğüne kavuştun. Bu büyük bir mucize, nasıl oluyor bilmiyorum ama paytak paytak, adım adım yürüme denemeleri yaparken nasıl bir güç geldi de bugün sanki hiç emeklememiş, sanki ayakta dururken hiç korkmuyormuş gibi bir anda yürümeye başladın bilemiyoruz. Bu nasıl bir düzendir, bu nasıl bir güçtür inan bilmiyoruz. Bana sorsan nasıl dünyaya geldim diye, anlatabilirim. Ama nasıl yürümeye başladım dersen, işte orada takılırım, yalan atarım belki, seni leylekler yürüttü kızım.

Artık kendi ayaklarının üzerinde durarak göreceksin bu dünyayı. Belki daha çok düşeceksin ve canın yanacak ama inan bana bu zahmet herşeye değer. Sen bana adım adım yaklaşırken, bir de utanmadan beni kandırıp tam sarılacakken, hop diye dönüp kaçıyorsun ya, bu konuda biraz daha çalışmamız lazım canım kızım. Herşey iyi güzel, maşallah yürüyebiliyorsun ama babaya fake atılmaz, öyle dönüp kaçmayı akıl etmişsin ama daha çok çalışman laızm, birden dönünce kapaklanıyorsun yere. Bir yandan gülüyorum ama düştün diye benim canım senden daha fazla acıyor kızım.

İnan bana yürümek, yürüyebilmek o kadar güzel birşey ki… Bunun için şükrediyorum. Ben seni severken Allah’ı daha çok seviyorum. Ben seni izlerken daha çok Allah’a inanıyorum. Gözlerini dünyaya açtığın ilk andan tut, ilk nefesinden, bana baba dediğin ana kadar, beni koklayıp içine çektiğin ana kadar, yürüyerek bana sarıldığın ana kadar, her an için, her anı için şükrediyorum. Sen de bu yazıyı okuduğun zaman şükret kızım. Dua et. Seni severken kendi nazarım değecek diye hep maşallah diyorum.

15 aydan beri yazmadığım için beni affet kızım. Umarım bundan sonra düzenli olarak yazarım.

Bir Cevap Yazın