Şehnaz'ın yazılarını takip et: Şehnaz Paçacı

Bugün bayram, bugün hayatımın en mutlu günü, bugün en mutlu bayramım. Canım kızım hoşgeldin hayatımıza! Bayram şekerim hep mutlu, hep sağlıklı ol e mi?
Bayramın ilk günü ziyaretlerimizi yapıp, büyükananene gittikten sonra İbrahim amcanın ve Fatma teyzenin kızını görmeye gittik, o senden 43 gün büyük sadece. Çok tatlı bir kız, büyüyünce beraber oynarsınız artık.
Eve döndüğümüzde yine berbat diş ağrılarım tuttuğu için mecburen bir ağrı kesici içip yatmıştım erkenden, yani 12 civarı. Sonra baban da koltukta uyuyakalmış televizyon izlerken. Gece bir buçuk civarıysa sen uyanmışsın :) Erkenden gelmeye kalkmışsın. Peki gel bakalım. Tabi apar topar doktorumuzu arayıp Pembe Mavi’ye gittik. Doktorumuz Necdet Bey de geldi ve yapılan NST sonrası sabah 7:30′a kadar beklemeye karar verdik. Sabah ise senin sezaryen bebeği olacağın kararlaştırıldı. Sen de 9 ayını doldurduğun için içim oldukça rahattı, erkenciliğin konusunda. Epidural sezaryen olduğum için seni o ilk an, ses çıkardığın ilk an görmek ve duymak anlatılır bir duygu değil.
Üstünden zaman geçtikçe düşünüyorum da, o anın hiç bir tarifi yok, geçmişte yazılan, gelecekte yazılacak hiç birşey o güzel anı anlatamaz. Böyle kalırmış kelimeler kifayetsiz. Hoşgeldin bebeğim, hoşgeldin Ezgi’m. Bayram gibi hep kutlu ol sen.

Şehnaz Paçacı

Bir süredir yazamıyorum ama sırf kronolojik sıra bozulmasın diye, geriye dönük olarak yazmaya karar verdim.
Evet kızım, herşeyin ne denli ağır olduğundan bahsetmiştim daha önce, bugün yine doktor kontrolümüz vardı. Çok net olmasa da yine gördük seni. Bugün muayenede belki sezaryenle doğabileceğini söyledi doktorumuz. 20 Kasım Cumartesi günü 11:15′e randevu aldık tekrar. Eğer gerekirse o gün sezaryenle açabilirsin dünyaya gözlerini. Tabi bunu duyunca biraz olsun rahatladı annen, normal doğumdan korktuğum için değil ama bazı şeylerin daha belirli olması kendimi iyi hissetmemi sağladı. Şimdilik kimseye söylemedik. Herkesi panik havasına sokmaya gerek yok. Biraz daha bekleyelim bakalım.

Şehnaz Paçacı

Bebeğimiz olacağını öğrendiğim günden beri çok çeşitli şeyler düşünür oldum. Önceleri eşimle birlikte geleceğimiz hakkında planlar yaparken şimdi minik bir can daha katılacaktı aramıza ve her şey daha önemliydi artık. Nasıl doğacak, nasıl büyüyecek, hangi okula gidecek, nasıl gidecek gibi sorular daha doğmamasına rağmen sürekli aklımda dolaşır oldu. Doğumun yaklaştığı, artık her şeyin daha belirgin olduğu şu günlerde ise AEGON Emeklilik ve Hayat’ın bir kampanyasıyla karşılaştım. Henüz erken olduğunu bilmeme rağmen ve geçmişte sigortacılık alanında çalışmış biri olarak, eğitim sigortasının değerini çok iyi biliyorum. AEGON Emeklilik ve Hayat’ın “Eğitim için Hayat Sigortası” adlı ürünü için düzenlemiş olduğu kampanyada çocuğunuzun gelecek hayalini anlatan en komik ve yaratıcı fotoğrafı siteye yüklüyor ve oylamaya sunuyorsunuz. En çok oy alan fotoğraflar ise çeşitli hediyeler kazanıyor, 4 hafta boyunca devam edecek olan bu yarışmada, her hafta 200 TL değerinde Boyner Hediye Çeki, Fisher-Price eğitici bilgisayar ve TV oyunu kazanma şansınız var. 4 hafta sonunda en çok oy alan birinci fotoğraf bir adet HP dizüstü bilgisayar, ikinci Sony Playstation 3, üçüncü ise HP netbook kazanacakmış. Ben de bebeğim için şimdiden bu tarz yatırımlarda bulunmayı zaten düşünüyorum. Eğer kampanya bitmeden bebeğimiz gelirse bu kampanyaya da katılıp, gelecek hayalleriyle ilgili bir fotoğraf yaratmayı istiyorum. Detaylı bilgiyi Eğitim İçin İlk Adım‘da bulabilirsiniz.

Şehnaz Paçacı

Canım kızım, neler yapıyorsun bakayım içerde? Bazen o kadar sert oluyor ki hareketlerin, epey şaşırtıyorsun beni :) Yoksa artık döndün mü? 36, haftamız bitti ve 37. haftanın içindeyiz. Geçen zamana oranlarsak seni kucağıma almama o kadar az kaldı ki, bir yandan sabırsızlanıyorum, bir yandan da garip bir telaş içindeyim. Henüz doğumun nasıl olacağı belli olmadığı ve annenin biraz belirsizlik korkusu olduğu için panik de eşlik ediyor tabi bu duruma. Bir de yaklaşık 10 gündür çektiğim grip halleri artık sağlıklı bir uyku bırakmadı bende. Yatakta yön değiştirirken acıyan karın kaslarım yüzünden zaten artık uykudan da soğudum :/ Ama yine de buna da şükür diyorum. Yeter ki sen yerinde iyi ol, uslu uslu doğacağın zamanı bekle. Artık göbeğimden dolayı hiç birşeye sığamadığımı daha önce mutlaka söylemişimdir ama yinelemek istiyorum. Hamile kıyafetleri ya da büyük beden kıyafetlerin göbek kısmını kesip kendi tişört ve tuniklerime dikesim var. O yüzden ben de en azından evdeyken babikonun pek giymediği tişörtlerle takılıyorum. Zaten son ayın içindeyken herhangi bir hamile kıyafeti almak çok mantıksız geliyor bana. Zaten hiç güzel değiller.
Bebeğim odanı çok tatlı bir renge boyadık. Yani ben çok sevdim heralde sen de seversin. Haftasonu da yatağın dolabın yerleşir. Bu hafta içinde hastane çantamızı da hazırlamamız gerekiyor artık. Allah’ım herşey ne kadar heyecan verici, ne kadar güzel ve mucizevi… Nazar değmesin e mi bize!

Şehnaz Paçacı

34. haftanın içindeyiz kızım, bundan sonra bana Paytak anne diyebilirsin. Çünkü ben genişleyen kemikler, aldığım kilolar ve artık vücudumun ağırlık merkezinin değişmesiyle bildiğin ördek gibi yürüyüşe başladım. Zaten bir hamilenin manken gibi bacaklarını çapraz kapatarak yürüme şansı yok ama bu yürüyüş çok komik :) Tamam abartıyorum o kadar da sallanmıyorum yürürken ama son haftalarda tam ördek yürüyüşü yapacağız sanırım. Bu hafta başı doktor amcana gittik yine, maşallah sana, annene değil kendine alıyorsun kiloları :) Ama bize sırtını döndün bu sefer, göremedik güzel yüzünü, gelecek sefere bekliyoruz artık tamam mı? Canım kızım bu arada sana anlatmadım henüz, zıbınlarını yıkadık, ütüledik, kaldırdık. Bugün babanla odanı hazırlamak için alışverişe çıkıyoruz. Baban yarın odanı boyayacak. Seni görmek için çok sabırsızlandığımızın farkındasın değil mi? Ama sakın acele etme, tam vaktini bekle tamam mı miniğim?

Şehnaz Paçacı

Merhaba kızım, 32. haftan bitti ve 33. haftanın içindeyiz. Geçen haftaki kontrolümüzde herşeyin gayet iyi olduğunu söyledi doktorumuz. Ama artık bundan sonra herşeyin, hayatın daha ağır olduğunu da söyledi. Çünkü yine kilo almışız, ikimiz de tabi ki! Bu arada İzmir ziyaretimizi herhangi bir sorun çıkmadan tamamladığımız için, uslu uslu uyuduğun için çok teşekkürler kızım. Nasıl hoşuna gitti mi oralar? Baban bizi Türkiye’nin en batı ucuna götürdü, taa Karaburun’a. Çok güzel koylar gördük. Harika yollar keşfettik. İnşallah sen de bizim gibi gezmeyi seversin. Baban seni her yere götürür o zaman. Babanın babası yani deden de gezmeyi çok sever, gençliğinde de baban minicikken yani, hep gezerlermiş. Bazen babanı yol tutar rahatsızlanırmış, ama şimdi baban uzun yol tutkunu. Bakalım sen neler yapacaksın?
Doktor kontrolüne tekrar gelirsek, doktorumuz da benimle aynı fikirde, bir yaramazlık yapmazsan normal ve vaktinde doğacağını düşünüyoruz. Çünkü tam zamanında doğman senin gelişimin için gerçekten önemli. Kilon da maşallah gayet yerindeymiş. İyi ki beraber kilo alıyoruz kızım, yoksa doktorumuz epey kızardı.
Halen daha yakın çevremdekiler sadece göbeğimin kilo aldığını söyleseler de tartılar öyle demiyor. Gerçi sadece 1 beden büyüdüm, o da göbek yüzünden ama hamileliğimin başından beri aldığım kilo 10un üzerinde, peki nerede bu kilolar? Ben de bilmiyorum. Doktorumuz yani Necdet Bey, artık 15 günde bir ziyaret etmemizi istiyor kendisini. Senin gelişimini, benim sağlık durumumu artık daha sık kontrol etmesi gerekiyormuş.
Uyumak çok zorlaştı bebeğim, aslında uyumak kolay, uyku güzel ama, sağa – sola dönmenin zorluğu, giderek artan bel ve bacak ağrılarım, kıpır kıpır huzursuz bacaklarım derken, hep az uyuyarak kalkıyorum yataktan. Artık ofise de pek gitmiyorum. Yani 2 günde bir falan gidiyorum. Gelecek haftadan itibaren bu oranı 3 günde bir çıkarmayı düşünüyorum. Bacaklarımı uzattığımda rahat edebilsem, kıpır kıpır olmasalar, şu huzursuz bacak sendromum bir hafiflese, işe hiç gitmem, koca gün yatarım evde. Ama hareket etmeden duramıyorum. Keşke baştan beri düzenli bir egzersiz programı yapsaydım kendime, aklıma geldiği zaman yapacağıma. Bu saatten sonra ne kadar doğru, ne kadar güvenli bilmiyorum ama, kendimi yormadan biraz egzersiz yapmaya başladım. En azından son haftalarda yerimde çakılı kalmamak için.
Bugünlük bu kadar bebeğim, pazartesi kontrolde görüşmek üzere ;)

Şehnaz Paçacı

Arayı yine çook fazla açmadan aklımdakileri yazayım istedim miniğim. 29. haftanın içindesin. Bütün organların oluşumunu tamamladı artık, bundan sonra gelişecek ve büyüyeceksin. Zaten artık hareketlerin hatırı sayılır derecede hissediliyor. Baban bazen şoka giriyor hatta, inanamıyor. Işığa, sese duyarlı hale gelmişsin ve sesleri ayırt etmeye bile başlamışsın. Buna ben de inanamıyorum. Eğer son anda planımızı değiştirecek bir şey çıkmazsa cuma günü anneanneni, dedeni ve dayını görmeye gideceğiz. Eveeet İzmir’e gideceğiz ve bu sefer sadece 2 saatcik kalmayacağız merak etme. Seni görmeyi çok istiyorum, ama doktor kontrolümüz haftaya. Umarım herşey yolundadır. Belki doktor amca bundan sonra bizi daha sık çağırır. En kısa zamanda yine görüşeceğiz minik kızım.

Şehnaz Paçacı

Bebeğim bu sefer herşey tazeyken ve 5 dakika vakit bulabilmişken hemen yazmak istedim. 27 haftanın içinden merhaba sana!
Geçen pazartesi günü son parti tetanoz aşımız yapılmıştı. Perşembe günü de kan, idrar, şeker, doppler testlerimizin hepsi yapıldı. Azıcık kansız olmamın dışında herşey normal çıktı çok şükür. Ama o glikoz testi yok mu, insanı mahvediyor. Hele benim gibi tatlı sevmiyorsan berbat bir şey!
Sonra cuma günü babanın işi dolayısıyla İstanbul’da bir toplantı vardı ve baban bizi de götürmeye karar verdi sonunda. Doğmadan İstanbul’u da görmüş oldun bebeğim. İlk kez birlikte feribota bindik. Sallanınca ben biraz korktum ama senin hoşuna gitmiş olabilir. İstanbul’da Seviye ablanla Cihan abinde kaldık (sen onlara teyze, hala – amca, dayı) ne istersen de, şimdilik abla – abi dedim ben :)
Cumartesi günü hep birlikte İdo’nun açıkhava sineması etkinliğine katıldık. Ben hiç Boğaz Turu’na çıkmamıştım ama sen maşallah şimdiden 2 köprünün de altından geçip Karadeniz’e kadar gittin :) Çok güzeldi değil mi?
Şimdilik bu kadar bebiko. Unuttuğum olursa eklerim bir ara.
Ha bir de, biz babanla çok merak ediyoruz seni. Doğacağın günü iple çekmeye başladık.

Şehnaz Paçacı

Hooop! Bebeğim nasılsın? Artık bu düzen belli oldu, en azından artık ofise gidemeyip eve kapanacağım zamana kadar böyle sürecek, ben sana ayda bir yazacağım. Üzgünüm. Hergün aklımdan onca şey geçiyor ama… Üşeniyorum evet. Kızım beni bu havalar mahvetti aslında, çok sıcak. Nefes aldırmıyor. Geçenlerde ofise gelene kadar tansiyonum yerlere düştü. Yolda baban karşıladı da ancak öyle gidebildim ofise. Artık iyice ağırlaşıyor hareketlerim, yürüyüşüm değişti sanki iyice. 2 gündür de baş ve diş ağrılarıyla boğuşuyorum. Sanırım son 3 ayımız böyle ağrılı sancılı geçecekmiş, n’apalım sabredicez.
Biz babanla geçen hafta doktoruna gittik bebeğim. Genel durumun iyiymiş, maşallah dedi doktor amcan kilona. Yarın 26. haftana giriyorsun, kocaman kız olmaya bir hafta daha yaklaştın. Bir de bu sefer uyuyordun el sallamadın, babana mı çektin ne? Evet babana çekmişsin, tıpkısısın :) Yine çok tatlıydın koca göbekli kızım. Tatil yaramış bize, öyle dedi doktor, ama ben biraz fazla kilo almışım sözde. Bak sözde diyorum, baban normalsin diyor çünkü sürekli. Ya da beni kandırıyor olabilir mi sence? Galiba o daha yüksek bir ihtimal.
Pazartesi 2. parti tetanoz aşımızı vuracaklar sağlık ocağında. Perşembe günü de şeker, kan, idrar testlerini yaptırmak için hastaneye gideceğiz babanla. Sonuçlar belli olunca burdayım bebeğim.
Ayrıca senin o tepikleyen, yumruklayan ellerini, ayaklarını öperim kocaman.

Şehnaz Paçacı

Bebeğim benim, zıpır kızım nasılsın? Biliyorsun sen iyi oldukça ben de süper hissediyorum kendimi. Doktor amcanın verdiği demir ve magnezyum takviyelerinden sonra herşey daha da iyi olmaya başladı. Benim gece uyutmayan bacak kramplarım azaldı, sen de daha mutlusundur şimdi. Sen artık 22. haftasına girmiş bir bebeksin. Ve ne yazık ki bu 22 hafta içinde annenin doğup büyüdüğü şehirde olamadın hiç. Ama bu hafta içinde inşallah göreceksin İzmir’i. Hatta sana bir sürprizim bile var, çok güzel bir sürpriz. Sen ona İzmir’den daha çok sevineceksin.
Ayrıca geçtiğimiz hafta annenin çenesinde uçuk çıktı, şu malum ortaokuldan beri çıkan uçuğu. Gerçi 3 yıldır çıkmıyordu ama bu yıl o da sana hoşgeldin demek istedi herhalde. Neyseki doktor amcan bir krem (Asiklovir) ve soğuk kompres yapmamı söyledi ve şu an sadece kabuğunu atmaya çalışıyoruz.
Üstüne bir de tetanoz aşısı vuruldum bebiko, sen de bu aşıdan faydalanacaksın. Sen mikrop kapma diye aşılanıyorum ben de. Bir ay sonra 2. doz aşımız da vurulacak ve tam korumada olacağız. Aramızda kalsın üstünden 5 gün geçmesine rağmen aşı yeri halen acıyor, ama senin sağlığın söz konusuyken o acının lafı bile olamaz asla.
5,5 aylık olduğun için artık hareketlerim ağırlaşmaya başladı. Mesela bugün 3 kez çarşı turu atmak çok yordu beni. Artık sadece kontrollü yürüyüşler yapıcam, söz; anne sözü :) Ofise, babanın yanına daha az gelmemiz lazım artık. İşlerimizi evden de halledebiliriz nasılsa. Bir de “aman bana birşey olmaz” diye hoppidi hoppidi zıplayıp her yere koşmayacağım artık. Merdivenlerden çıkmak soluk kesmeye başladı da.
Bu haftalık haberler bu kadar bebiko, başka bir şey olursa yazarım.
Ha bir de unutmadan söyleyeyim, sen büyürken annen de boş durmuyor, 62 kiloya adım atmakla meşgul.
Hadi öptüm ;)

Şehnaz Paçacı

Bebeğim nasılsın? İyisin maşallah tekmelerinden anlıyorum. Bir süredir çok garip gelen bu duyguyu yaşıyorum. Hareketlerinle artık hep hatırlatıyorsun kendini bana. Anne iyi ki yemek yedin ya da hep böyle dinlen işte der gibisin. Biliyor musun sen çok çalışkan bir kız olacaksın. Bu saate kadar benimle masa başında olmandan belli.
Yakın çevremde ya da ailemde hiç bebek bekleyen biri olmadığı için, hamileliği hep uzaktan izlenimlerimle bilirdim bu güne kadar. Oysa her gün farklı bir olayı keşfediyorsun. Henüz 20. haftaya girdik, bense günden güne büyüyorum. Şu ana kadar yaklaşık 5 kilo alıp 60 kiloya ulaştım, belki de geçmişimdir bile, artık eski giysilerime de sığma imkanım kalmadı. Ama ben her ne kadar ayna karşısına geçip uzun uzun göbeğimi izlesem de vücudumu hala eskisi gibi sanıyorum. Daracık yerlerden geçebilecekmişim, ufacık sandalyelere sığabilecekmişim gibi geliyor. Can’ım kocacım abarttığımı düşünse de ve bugüne kadar tartıyla işi olmamış biri olmama rağmen bu böyle. Artık büyüyor ve hantallaşıyorum.

Ne diyordum? Ben hamileliği, miden bulanır, karnın şişer, çok yersin vs falan sanıyordum, herkesin bildikleri yani. Her günün benim için ayrı bir keşif olacağını tahmin etmemiştim hiç. Mesela göbeğim hergün biraz daha büyüyor, 2 gün içinde fark hissedilebiliyor. İçimdeki inşaat çalışmasına gece – gündüz devam ediyor. Detaylı ultrasondan sonra artık daha da rahatım, maşallah bebikoma herşey normalmiş. Kan haplarına da yarın itibariyle başlıyorum, ikimiz de kansız, demirsiz kalmayalım değil mi bebiko?
Aslında çok farklı şeyler yazacaktım, ama aklımdan geçenlerle yazdıklarım örtüşmedi. Bebeğim, artık herşeyden önce sen varsın, seninle ilgili konuşmak da yazmak da daha zevkli geliyor. Ama bugün benim günüm haberin olsun. Bugün annenin doğum günü. Ama iyi ki sen varsın, seneye pastanın mumlarına sen üfler misin?

Şehnaz Paçacı

Evet yavrum yorgunum. Artık çok fazla yoruluyorum. Merdiven çıkıyorum yoruluyorum, yemek yapıyorum yoruluyorum, çalışıyorum yoruluyorum. Hep yorgun, hep uykusuzum. Hiç bir şeye ayak uyduramıyorum. Bacaklarımı sürekli hareket ettirmeden duramıyorum. Ama çok hareket ettirince de rahat edemiyorum. Tabi bunları dışarıdan bakan biri anlayamıyor. Ben hamile değilmişim gibi eski tempomda hareket etmeye çalışıyorum hala, insanlar nasıl anlasın. Seni de yoruyor muyum bebiko? En çok da bundan korkuyorum.

Şehnaz Paçacı

Eveeet bebeğim neredeyse 1 ay oldu, tembel annen bir türlü vakit bulamadı, baban ara ara bilgilendirme yaptı sana az çok herşeyden haberin var, o yüzden çok kızma.
Canım kızım, doktor amcan dedi ki son muayenemizde “kız bebek”! Ben nasıl kikir kikir güldüm, baban nasıl sevindi biliyorsun değil mi? Maşallah boyun, kilon da iyiymiş. Ha bu arada maşallah kelimesiz senden bahsettirmiyorum bebeğim, korkarım ben nazardan. Bir de büyük dedeni kaybetmeseydik o hafta, sevincimiz ne coşkulu olacaktı. Sen bir görseydin dedeni, o ne sevinirdi biliyor musun? Elini tutsaydın, öpseydin yanağından… Büyüdüğünde fotoğraflarda görünce tanıyacaksın, büyük dedem diyeceksin, bizi o gün anlayacaksın. Geçen hafta anneannen, deden ve dayın da geldi İzmir’den. Seni ve beni görmek istiyorlardı, çok özlemişlerdi. Büyük dedeni kaybedince apar topar geldiler, inşallah bundan sonra sevinçli günlerimizde de yanımızda olurlar.
18 haziran babanın doğumgünüydü, pastalarını beraberce yedik, beğendin mi? :) Doğumgünlerinin ne anlamlı olduğunu büyüdüğünde anlayacaksın, seneye sen de yanımızda olacaksın inşallah, biz de seninle birlikte büyüyeceğiz. Sonra bir de babalar günü vardı 20 haziranda, aynı zamanda dayının da doğumgünüydü. O da o kadar çok seviyor ki seni, hep selam söylüyor sana şimdiden :)
İşte kızım böyle yoğun, sevinçli, üzgün, karışık bir hafta yaşadık. En büyük dayanağımızsa senin varlığın.
Kızım büyüyorsun günden güne, büyü sağlıkla, kocaman ol, kucağımıza alıp sevelim seni. Öyle merak ediyorum ki seni, ya sen?
Kızım demek ne güzel, ne garip, ne mutluluk verici bir şeymiş. Sen büyüdükçe kıyafetlerim de büyüyor tabi, ama annen bu ay sadece 200 gram kilo aldı, çok mutlu bu yüzden. İlerde seninle kıyafet kavgası eder miyiz acaba? Sen benimkilerin peşinde dolanır mısın? İşte hep böyle güzel şeylerle meşgul etmeye çalışıyorum kendimi, sen iyi ol diye. Kaygılanmamaya çalışıyorum hiçbir şey için, zor oluyor tabi; çünkü annen hassas ve kırılganın teki. Ama olsun, sen lütfen iyi ol bebeğim, canım kızım…

Şehnaz Paçacı

Bebeğim özür dilerim, seni çok beklettim biliyorum, ama inan ki her an aklımdasın. Sana ikili tarama testimizden sonra haber vermek istemiştim onun sonuçlanması da epey uzun sürdü, 2 hafta kadar yani.
Şimdi ilk olarak bana ultrason sırasında salladığın o kolu, bacağı yerim ben haberin olsun. Ama korkma senin sandığın gibi yemek değil bu, sevgi gösterisi, zamanla alışacaksın bu söylemlere. Doktorumuz benim sakinliğime, daha doğrusu, seyahat, vitamin hapı gibi sorular haricinde pek önemli sorum olmayışına çok şaşırdı. Umarım hep böyle sakin sakin geçer zamanımız. İkili tarama test sonuçlarımız iyiymiş çok şükür. Sonucunu öğrenmem doktorun şehir dışında olması sebebiyle biraz uzun sürdü ama çok meraklanmıştım. 4 hafta sonra tekrar gideceğiz doktor amcana. O zaman da üçlü tarama testimiz yapılacak. İnşallah yine her şey yolunda olur.
Cinsiyetini sormadım doktoruna, o da söylemedi. Henüz bize açıklamayacaksın sanırım, n’apalım biraz daha bekleriz. Sen sağlıklı sağlıklı büyümene bak bebik.

Şehnaz Paçacı

Bebik, ofise zaten saat 2′de geldiğim yetmezmiş gibi bir de iş yapmadan oturuyorum, ama suçum yok, aklım sende bebeğim. 1 saat sonra doktor randevumuz var, birazdan çıkıyoruz yola, görüşürüz, bana el salla :)

Şehnaz Paçacı

Bebiko sana hayatı anlatmaya başlayacaktım burada ama yine biraz ara verdim kızma bana olur mu, çok üzülürüm. Bu aralar eve gittiğimde yemek hazırla vs derken zaman geçiyor ve annen yemekten en fazla 1 saat sonra babacığının gözlerinin içine baka baka hoop uzanma moduna geçiyor. Sonra “ay ben biraz üşüdüm” deyip battaniyeyi çekiyor üstüne, ki artık o fazla geliyor havalar ısınmaya başladı, işte sonra da horul horul uyumaya başlıyor. Baban bu durumdan biraz rahatsız tabi, zaten sadece televizyon karşısına geçebilirsek işlerden vakit buluyoruz, onda da annen uyuyor. Ha bir de baban da Türk kahvesi içmeyi unutacak yakında, çünkü benim aklıma bile gelmiyor. Fincan fincan kahve içebilmek isterdim ama tadı ve kokusu çok çirkin geliyor artık. Bugün kötü birşey yaptım ben, fast – food yedim, karnımda olduğunu öğrendiğim günden beri genelde dikkat etmeye çalışıyorum ama bu sefer dayanamadım artık, sen ilerde yeme ama, belki arada bir, benim gibi canın çok isterse.
Yarın için doktordan randevu aldım, babanla birlikte gideceğiz bebiko, dayanamadım artık, seni görmek, seni duymak için sabırsızlanıyorum.

Şehnaz Paçacı

Bugün baban biz dinlenelim diye ofiste bir oda açıyor bize bebiko, çok şanslıyız bak, unutma babanın bu kıyağını :) O kadar katı eşya ile çıkacak, epey de yorulacak ama sana herşey değer.

Şehnaz Paçacı

Bebiko kusura bakma pek bilgilendiremedim seni bu aralar. Çünkü bulantılarım biraz azaldı ve yine rahat rahat ofise gitmeye başladım. Ama seni yoruyor muyum diye de düşünmüyor değilim hani. Ama artık ofiste de öğle aralarını biraz uzatıp daha çok dinleneceğim, söz sana. Sen böyle günden güne büyüyorsun ya çok merak ediyorum seni, doktor amcamıza 1 hafta sonra gideceğiz ama ben iple çekiyorum o günü, seni yine ultrasonda görmek için.
Bazen yersiz endişelere kapılıyorum, ama bu hormonlarla alakalı sen boşuna üzülme. Sana yeterince bakamıyormuşum gibi geliyor bazen, ne kadar dikkat etsem de beslenmeme hep eksikmişim gibi geliyor. Tamam birazdan sütümüzü de içicem. Şu vitamin hapını doktor amcanla konuşup geceden geceye içme kararı aldık ama nafile, bu sefer de bulantıdan uyuyamıyorum. Geçecek umarım kısa zamanda.

Şehnaz Paçacı

Bugün dünyadan bir kez daha korktum Bebiko, ama sen duyma bunları, bilme. Sen büyümene bak, biz seni babanla beraber hep koruyacağız nasılsa. Sen her zaman yanında olacağımızı şimdiden öğren yeter.

Şehnaz Paçacı

Bugün misafir geliyor, daha doğrusu uzaktan ve benimle ilgisiz akraba olduğu için sadece katlanma durumundayım ve işe de gidemedim doğal olarak ama zaten sabah yağan yağmurda dışarı çıkma düşüncem de yoktu. Şu hamile giyimi ne zor iş yahu, henüz karnım kocaman olup şişmedi tabi ama eskiden bol gelen giyeceklerim artık tam olmaya başladı. Bu aşamada bir hamileye de standart hamile giysileri bol geliyor. Kapsamlı bir alışverişe çıkma zamanı geldi. Ayrıca bugün sadece uyandığımda biraz bulantım vardı, kahvaltıdan sonra geçti, çok mesudum. Bebiko da mutlu olsun :) Ama şu vitamin hapını içip içmemekte çok kararsızım.

Şehnaz Paçacı

Bugün sevgili kocam bana haber vermeden Jr. Paçacı’yı sosyal medyaya tanıtmış, ama iyi yapmış bana kalsa ben hala kendi kendime yazıyor olacaktım. Evet abileri, ablaları, blogun adı Bebiko’nun cinsiyeti ve ismi belli olana kadar Jr. Paçacı olarak kalacak. Ben ayrıca ona Bebiko da diyorum zaman zaman. Artık tüm hamilelik dönemim boyunca tüm mutluluğumu, sızlanmamı, yakınmamı, sevinmemi buradan takip edebilirsiniz. Arada size mesaj da gönderebilirim Bebiko adına :)

Şehnaz Paçacı

Bugün Likemind günü. Tek dileğim bulantısız bir gün geçirmekti ve oldu çok şükür. En yakın tuvalete koşana kadar geçecek zamanı düşününce stresimin ne büyük olduğunu anlamışsınızdır heralde :) Can’la Kent Meydanı Starbucks’a vardığımızda kalabalık bir masa görüp umutlandık uzaktan, ama sonra sevincimiz kursağımızda kaldı, bir mağazanın haftalık toplantısıymış meğer, AVM açılana kadar oturup analiz yapıyorlarmış. Neyse biz ev sahibi gibi olduk o kadar erken gidince, bu ayki katılım hep tanıdık yüzler arasında oldu. Her gelen de bizi tebrik ederek girince sohbete, duymayan bir arkadaşımız da öğrendi. Beni hem çok sevindiren hem de çok duygulandıran bir sürpriz yaptılar Can ve bana. Bir pasta üzerinde, Bebiko’ya özel bir notla çıkageldi arkadaşlar. Ve bir de minik ayakkabılar ve çıngır çıngır sesli bir oyuncakla. O ses insana sadece bebekleri hatırlatıyormuş meğer, durup durup sallıyorum. Çok güzeller :) Likemind’da bu sürprize dair fotoğraflar yayınlanınca, o sevimli ayakkabı ve oyuncağın fotoğrafını da yayınlayacağım burada. Ve herkese çok çok teşekkür ediyorum. Tabi bu arada bütün arkadaşlara bol bol laf sokmayı da ihmal etmedim. Arkadaşlarım biz artık evli ve çocuklu statüsüne terfi ediyoruz. Bir süre sonra bizimle gezmek istemeyeceksiniz, sıkılacaksınız bizden, bu yüzden elinizi çabuk tutun, karşılıklı misafircilik oynamak istiyorum ben. Bursa’da da evli arkadaşlarımız olsun artık :) Evlenmezseniz el öptürtmem bak bebikoya haberiniz olsun :)

Şehnaz Paçacı

Bugün sabah 2 defa kustum ve bu benim bütün gün halsiz olmama yetti. Belki bu çok doğal birşey ama ben sanırım biraz fazla hassasım, zaten burnum bir köpeğinki kadar iyi koku almaya başladı, bütün kokuları 100 milyon kat daha iyi alabiliyorum. Ama artık anladım. Kaçarı yok, kus rahatla.
Bir de bugün Ece’lere gittik, “senin karnında bebek var diyip” karnımı öptü. Çok ilginç bir şey bu hamilelik, hormonlar alt üst, ağlayacaktım nerdeyse ama şimdi gülüyorum :)

Şehnaz Paçacı

Bugün blogumda da yazdım sevincimizi, artık herkes öğrensin dedim. Bugün çok iyiyim bu arada, sıfır bulantı, sıfır kusma :) Ne güzelmiş meğerse bunu sürekli hissetmemek. Bir de aklıma bir şey geldi, ben sokakta falan hamileleri hep böyle karnı hissedilir derece büyük olunca mı görmüşüm bu güne kadar? Uzun zamandır da çevremde yakından izleyebileceğim bir hamile olmadı. Ne garip, hiç farketmemiştim, sanki bütün hamileler karnı şişene kadar evde oturuyorlarmış gibi geldi. Herkes “çok dikkatli ol bu bir kaç ay” diyor zaten, demek var bir bildikleri.

Şehnaz Paçacı

Bugün Can bir anlık hareketle artık Evli ve Çocuklu olarak durumumuzu değiştirmeye karar verdi. İnternet üzerinden edindiğimiz çevremize de bu şekilde açıklamış olduk, umarım bu aşamada bize kırılan olmamıştır. Evlenmeden önceki arkadaş çevrem İzmir’de kaldı ve bir süre sonra kopmalar başladı. O yüzden eski arkadaşlarımdan pek kırılan olacağını sanmıyorum. Sadece bir kişi var aklımda, ona da bugün – yarın haber veririm artık. Tabi şimdi tebrikler arka arkaya geliyor. Başta espri sanmışlardı ama sonradan herkes ciddiyetimizi anladı :) Durumumla ilgili bir yorum yapacağımda gizli tutmaya çalışmak canımı sıkıyordu, bu nedenle açıkladık ve rahatladım.

Şehnaz Paçacı

Bugün sabah daha yataktan kalkmadan başladı bulantılar. Can kalkıp hazırlanacağımı sanarken “ben yine işe gitmiyorum” deyince şoka girdi biraz, isyankar olacak kocam korkarım :) Ben de özledim adam gibi konsantre olup çalışmayı ama, sabahtan bulantı ve kusmalar, öğlen bastıran ani ve kaçınılmaz uykular buna engel oluyor, herkes bir süre sonra, yani bünyem hamileliğe alışınca geçeceğini söylüyor. Öyle olsun lütfen.

Şehnaz Paçacı

Aslında evde yalnız kalmaya ve ofise gitmemeye, hatta çalışmamaya hiç alışkın değilim ama bu bulantılara da kolay alışılmıyor ki. Bugün ilk kez kustum. İğrenç gelebilir tabi bu çoğu kişiye ama bana biraz sevimli de geliyor. Velet yine yaramaz bugün diyoruz. Akşamüstü de Can’la buluştum ofiste, sonra Can’ın ananesine gittik, yemeğe çağırmıştı bizi, bir güzel yedik Bebiko’yla :)

Şehnaz Paçacı

Bugün Bursa’daki arkadaşlarımızı bize çağırdık ve mangal partisi düzenleyip bizi mutlu eden haberi onlarla da paylaşmak istedik. Saat 9 gibi tam 11 kişi olduk, etleri pişirdik, yedik, içtik. Tabi ben hiçbirşeye karışmadım. Kimsenin de aklına gelmiyor tabi, normalde bana misafir gelecek ve ben misafir gibi oturacağım ha? Mümkün değil. Onlar etleri pişirirken atıştırmalık bir sürü çeşit hazırladım başka zaman olsa.. Ama artık başka zamana kaldı :) Irmak’la herşeyi hazırladık. Zaten pek birşey de yapmamıştık. Ama gelgelelim biz o gece hiçbirşey açıklayamadık. Can’ı arada dürtmeme rağmen o da ben de hiç bir şey söyleyemedik. Başka sefere açıklarız dedik. Ama ben o gece çok eğlendim. Gelenlere ben teşekkür edeyim de bir kere daha nasılsa bir ara okuyup öğrenecekler :)

Şehnaz Paçacı

Hayır daha hemen aşermeye başlamadım ama canım sürekli meyve yemek istiyor. Bu aşermek sayılıyor mu acaba, ondan emin değilim? Sürekli su içiyorum. Elma, portakal, muz üçlüsüyle de aşk yaşıyorum resmen. Yağlı, tuzlu, ağır yiyecekler, katkılı hazır gıda zaten yasaklarımızın arasında ama gözüm zaten onlara takılmıyor. Her türlü yağdan nefret ediyorum. Ama tek üzüldüğüm çok sevdiğim zeytin ve zeytinyağından uzaklaşmak.. Yazması bile kötü geliyor :(

Şehnaz Paçacı

İlk kusma sinyali, hem çok komik, hem çok kötü. Acıktıkça midesi bulanır mı insanın, midesi bulandıkça da acıkır mı? Sanki hiç doymayacak gibiyim.

Şehnaz Paçacı

Yavaş yavaş midemden sinyaller geldi bugün, hafif bir bulantı… Sadece tuzlu şeyler olmalı bu dünyada.

Bütün günü çizi ve çubuk kraker yiyerek geçirdiğime ben de pek inanamıyorum.

Şehnaz Paçacı

Bugün doktordan randevu aldım. Saat 15:20′de herşey belli olacak ama vakit geçmek bilmiyor.
Doktorla konuşurken bile apayrı bir heyecan yaşıyordum, ama bir yandan da ultrasonu bekliyordum, acaba görecek miyiz diye..
Ultrason sırasında bir an duyduğum o kalp atışıyla herşeyin farkına vardım ben. Bu gerçekten bir mucize olmalı. Tabi doktor randevumuz biraz sulu gözlü geçti, kalp atışlarını duyduğum anda tutamadım kendimi. Sanırım birazı da hormon o yaşların, ama olsun. Çok güzel. Aptal bir şaşkınlık içindeyim.

Yasaklar listemi check ediyorum. Sadece artık koşup zıplamamak beni çok zorlayacak, merdivenlerden koşarak inmemek. Jeanlerle bir süreliğine vedalaşmak…

Tabi artık ailelerimizin de haberi var, hepsinde bizden daha farklı bir şaşkınlık, anneanne, babaanne, dede olmanın dayanılmaz mutluluğunu yaşıyorlar sanırım :)

Şehnaz Paçacı

Artık günlerdir artarak devam eden yemek yeme ihtiyacımın, sigara kokusundan nefret etmemin sebebini öğrenme zamanı geldi. Daha ne kadar şüphelenerek vakit harcayabilirim ki?
Biraz korkuyorum açıkçası, ama sanki sonucu da biliyorum.

Evet!
2 pembe çizgi!
Daha güzel bir şey olabilir mi?

Şaşkınlıktan mıdır, sevinçten midir, korkudan mıdır hala bilmiyorum; 2 damla gözyaşı süzülüverdi. Kocam, baba adayı sevgilim sakinleştirdi beni. Sanki kendisi heyecanlı değilmiş gibi…
İnanamıyorum ki, en iyisi bir de doktora gitmeli.
O kadar çok yazılacak şey var ki, beceremiyorum, bu şaşkınlık elimi kolumu bağladı.

Şehnaz Paçacı
Can'ın yazılarını takip et: Can Paçacı

Bir çocuk sahibi olduktan sonra hayatınızda çok önemli değişiklikler olduğu aşikar. Çocuğunuzu koruma iç güdüsü bu değişen yaşamın en büyük sebebi. Arttırmanız gereken hayat standartından tutun da, bütün yaşam alışkanlıklarınıza kadar herşey değişebiliyor. Binlerce madde sayabiliriz elbette ama konumuz şuan sadece yazın gelmesi. Kış aylarında çocuğunuzla birlikte gidebileceğiniz yerler çok kısıtlı. Zaten bizim kafe, bar, restaurant gibi süreklilik arz eden bir alışkanlığımız yok. En güzel yemeğin evde piştiğine inanıyoruz ve dışarıda sadece arkadaşlarımızla sohbet edebilmek için bir bahane olarak kullanıyoruz. Zaten çoğunlukla da eve davet ediyoruz… Dışarı çıkmak bizim için sadece gezmek ve alışveriş demek. Sadece ihtiyacımız olan şeyleri almak için alışveriş yaparız ve yoğun geçen haftanın stresini atmak için de pazar günleri gezeriz. Gezmekte ki en büyük amaç ise fotoğraf çekebilmek. Çocuğunuz olduktan sonra kış aylarında gezme işi yatıyor. Alışveriş ihtiyacımız da o hafta yokse, pazar günlerini evde geçirmek zorunda kalıyoruz. Ya da en azından değişiklik olsun diye gidebileceğimiz tek yer alışveriş merkezleri. Çünkü başka bir yere gittiğiniz zaman maksimum 1 saat süre geçirebileceğiniz lokal yerler oluyor. Bence buna hiç değmez, çünkü çocuğunuz olduktan sonra dışarı çıkabilmek de bir zahmet haline dönüşüyor. Uyku düzenini bozmamak, karnını doyurmak, altını değiştirmek…vs derken zaten hazırlanma süresi epey uzun olabiliyor. Bir alışveriş merkezinde ise herşey bir arada olduğu için 1 saatten fazla süre geçirebiliyoruz. Kitapçı, teknoloji dükkanları, giyim, gıda derken ve gittiğiniz alışveriş merkezi de büyükse dolaşarak tek bir yerde zaman geçirebiliyoruz. Tabi üst üste bunu yapınca da çok sıkıcı olabiliyor. Sonuç olarak, kış aylarında gidecek yer sıkıntısı çoğu pazar gününü evde geçirmemizi gerektiriyor. Aslında o da ayrı bir keyif…

Şimdi yaz kendini belli etmeye başladı, yine de araya yağmurlu günler girse de gidilebilecek yer alternatifleri çoğalıyor. Yazın, üşütme ve hasta olma gibi korkularımız olmadığı için daha rahat gezebiliyoruz. Fotoğraf çekmek için de zaten doğal ışık kaynağı güneş size süper bir yardımcı oluyor. Hele denize girme mevzusu var ki sormayın gitsin. Hayatımda en keyif aldığım aktivite yüzmektir. Hele hava cidden sıcaksa deymeyin keyfime, sudan çıkmak istemiyor insan. Bıraksalar bütün gün sudan çıkmam.

Şimdi kızım, bizim yarım küreye yaz geliyor ve gezme amaçlı gittiğimiz o iğrenç alışveriş merkezlerinden kurtulmaya az kaldı. Evet aslında bu tür yerler daha çok hastalık barındırıyor ama yapacak birşey yok. Havalar ısındıkça daha çok yer gezeceksin, daha çok şeyle tanışacaksın, daha farklı bitkiler, daha farklı hayvanlar, daha farklı meyveler göreceksin. Ve en önemlisi artık ayaklarından sürekli çıkartmak istediğin o çorapları giymek zorunda kalmayacaksın.

Ben haziran doğumlu biri olarak direkt denizden başlamışım yaşamaya. Hastaneden çıktığımız gibi yazlığa gitmişiz, daha ilk yaz su ile haşır neşir olmuşum. Sen ise kasım doğumlu olduğun için ve soğuk bir kış olduğu için zaten doğru düzgün banyo keyfi bile sürmeden büyümen suya karşı biraz çekingen bir çocuk olmanı sağladı. İlk yaz ise denize girme denemelerimizin bazıları başarısızlıkla sonuçlanmışken, benim bir sinema filmi setince çalışmam sonucunda 1 ay boyunca eve hiç gelememem de sudan biraz daha uzaklaştırdı seni. Ama bu yaz o zincirleri kıracağız kızım. Zaten artık suyla aran fena değil, banyo yaparken keyfin artmaya başladı, biri bulaşık yıkarken senin de suya ellerini sokup birşeyleri yıkama isteğin artık suyla barıştığını gösteriyor. Bakalım bu yaz Allah kısmet ederse, inşallah, bol bol yüzeceğiz seninle.

Annenin ise hem İzmir hem de temmuz doğumlu olmasına rağmen yüzmeyi bilmeyen insanlar sınıfında olması çok can sıkıcı bir durum. Hala düşünüyorum İzmirli olacaksın ama yüzmeyi bilmeyeceksin?

Annene yüzmeyi öğretmeye çalışıyorum, sen annenin karnında iken gittiğimiz tatilde epey işi çözmüştü ama sonraki yaz benim yoğun çalışmam yüzünden seninle birlikte annen de sudan uzaklaştı. Bakalım bu sene ikinize birden yüzmeyi öğreteceğim, çok yorucu olacak… Bence yüzme çocukken öğrenilecek bir şey. Büyüyünce insanın ölme ve boğulma korkusu daha fazla arttığı için daha fazla hata yapabiliyor. Heyecan ve panik hali insanın boğulmasına sebep oluyor. Boş yere nefes harcamak, çırpınmak…vs Bunlar tehlikeli şeyler.

Neyse bakalım yaz geliyor, dört bir tarafı denizlerle çevrili olan cennet ülkemizde denize girme sezonu açılıyor. Bu sene kısmetse, Karadeniz, Marmara ve Ege sularını da tatmış olacaksın. Akdeniz ise ilerleyen yıllarda tatil amaçlı gidebileceğimiz bir deniz. Ama bu yaz Bartın’a büyük babaanneni ziyarete gidersek İnkumu’nda Karadeniz’i, İzmir’de Ege Denizi’ni, Bursa’da da Marmara Denizi’ni tanımış olacaksın. Ben bugüne kadar hayatımda sadece bir yaz dört denizde birden yüzme şansını yakaladım. Umarım senin hayatında da öyle güzel bir yaz olur. Akdeniz’in tuzlu suyundan sonra Karadeniz küvette yüzmek gibi oluyor.

Neyse coğrafya dersinden sonra bu blogun ilk fotoğrafını da yayımlayalım. Geçtiğimiz hafta balkona senin salıncağını kurduk, artık balkon mevsimi başladı, salıncağında püfür püfür sallandıkça çok mutlu oldun, olduk. Ve biz de bu anı ölümsüzleştirdik.

Can Paçacı

Senin için bir blog açtık, seni anlatıyorduk, sen büyüyünce bunları oku diye internet dünyasına notlar bırakıyorduk. Benim çocukluğuma dair çok birşey yok bu hayatta. Benim babam da bir fotoğraf delisi olduğu için benim fotoğraflarımı bol bol çekmiş ama hepsi slaytlarda saklı. Evde bir kaç eski çerçeve içinde kalmış bebeklik fotoğraflarım dışında çok fotoğrafım yok. Slaytlar da eskimeye başladı, dijital ortama aktarmazsam onlar da yok olup gidecekler. Bebeklik ve çocukluk hakkında çok fotoğrafımın olmamasını, yani bir aile albümünün olmaması aslında benim hayatımda büyük bir eksiklik. Annen ile tanıştığımız zamandan tut, arkadaşlarımla evde sohbet ederken bile bir albüm çıkartıp da bak burada 3 aylığım, bak ilk dişim çıktığı zaman, bak ilk adımlarım gibi bir hatıram yok. Bu hatıraları canlandırmak için perdeyi kurup slaytları özel çantalarından çıkartıp izlemek gerekiyor. Bunu da her zaman yapamıyoruz tabi. Aslında bu fotoğraflar paha biçilemez derecede anlamlı. Baskılı fotoğraflar daha çabuk yok oluyor, sararıyor, yırtılıyor, kayboluyor…vs Dijital ortam ise çok daha tehlikeli. Bir virüs bütün hatıraları yok edebiliyor, bunun için bir çok yedek almak gerekiyor. Bizim de bu blogu açmaktaki düşüncemiz, senin bebeklik dönemine ait bütün hatıraları tek bir yerde toplamaktı. Daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilir.

Okumayı öğrenip, bunları okuyup anlamlandırabileceğin zaman sana bu dünyada senden önce ve senden sonra neler olduğunu anlatmaktı amacımız.

Blogu ilk açtığımız zaman herşey güzeldi, bol bol yazıyorduk. Sen daha annenin karnındayken, biz tarihe not düşüyorduk. Sonra işler arttı, blog yazma alışkanlıklarımız köreldi, yazmamaya başladık. Doğduğun güne dair bir yazım bile yok, defalarca denedim, hangi kelimelerle anlatabilirdim ki? Zaten ilk aylar heyecandan normal hayatta bile doğru düzgün cümleler kuramıyordum. Bir de bunları yazıya dökmek inan bana çok zordu. Elbet yazarım dedim ama yine olmadı, üzgünüm.

Şimdi 15 aylık bir mucizesin. Bu 15 ay içerisinde hiç birşey yazmadığım için üzgünüm kızım…

İlk anların, ilk dişin, ilk kelimelerin, ilk adımların…. Senin de kayboldu.

Bu yazıyı bu 15 aylık kaybı telafi etmek için yazıyorum. İlk ay, ikinci ay, üçüncü ay hep yazmayı istedim ama bir türlü yazamadım. İpin ucu bir kere kaçınca bir daha tutamadım. Onca zaman yazmadım, ara dönemi nasıl anlatabilirim ki diye düşündüm. Neredeyse hergün, bugün yazayım diye uyandım. Bütün bu süreci tek bir yazıda toplayayım ya da bazı önemli günlerin tarihlerinde notlarımı ekleyeyim dedim. Ama hiç bir zaman başaramadım. İş güç derken gerçekten buna zaman ayıramamak beni çok üzüyordu. Bu 15 aylık süreçte senin hakkında anlatılacak o kadar çok şey varken biz hiç birini anlatamadık. Kaybolan bu 15 ay için senden özür diliyorum kızım. Bütün bu dönemi uzun bir yazıda anlatmaktan ya da bütün önemli anlarını anlatmadan, bütün bu mucizevi dönemi yok sayarak yeni bir yazı ekleyemeyeceğimi düşünerek çok zaman kaybettim. Ama zararın neresinden dönersen kardır demişler, kaybolan 15 aylık anıların için senden özür diliyorum kızım, lütfen beni affet.

Bugün 1 Mart 2012 ve sen tam 15 aylıksın, 470 günden beri benim hayatımsın. Ve sen tam anlamıyla, yani sağa sola tutunmadan, destek aramadan, korkmadan, sadece koltuklar arası değil, sadece annenle benim aramda 2-3 adımlık değil, tam anlamıyla yürümeye bugün başladın kızım. Artık bize ihtiyaç duymadan, emekleyerek kendini yormadan istediğin yere gitme özgürlüğüne kavuştun. Bu büyük bir mucize, nasıl oluyor bilmiyorum ama paytak paytak, adım adım yürüme denemeleri yaparken nasıl bir güç geldi de bugün sanki hiç emeklememiş, sanki ayakta dururken hiç korkmuyormuş gibi bir anda yürümeye başladın bilemiyoruz. Bu nasıl bir düzendir, bu nasıl bir güçtür inan bilmiyoruz. Bana sorsan nasıl dünyaya geldim diye, anlatabilirim. Ama nasıl yürümeye başladım dersen, işte orada takılırım, yalan atarım belki, seni leylekler yürüttü kızım.

Artık kendi ayaklarının üzerinde durarak göreceksin bu dünyayı. Belki daha çok düşeceksin ve canın yanacak ama inan bana bu zahmet herşeye değer. Sen bana adım adım yaklaşırken, bir de utanmadan beni kandırıp tam sarılacakken, hop diye dönüp kaçıyorsun ya, bu konuda biraz daha çalışmamız lazım canım kızım. Herşey iyi güzel, maşallah yürüyebiliyorsun ama babaya fake atılmaz, öyle dönüp kaçmayı akıl etmişsin ama daha çok çalışman laızm, birden dönünce kapaklanıyorsun yere. Bir yandan gülüyorum ama düştün diye benim canım senden daha fazla acıyor kızım.

İnan bana yürümek, yürüyebilmek o kadar güzel birşey ki… Bunun için şükrediyorum. Ben seni severken Allah’ı daha çok seviyorum. Ben seni izlerken daha çok Allah’a inanıyorum. Gözlerini dünyaya açtığın ilk andan tut, ilk nefesinden, bana baba dediğin ana kadar, beni koklayıp içine çektiğin ana kadar, yürüyerek bana sarıldığın ana kadar, her an için, her anı için şükrediyorum. Sen de bu yazıyı okuduğun zaman şükret kızım. Dua et. Seni severken kendi nazarım değecek diye hep maşallah diyorum.

15 aydan beri yazmadığım için beni affet kızım. Umarım bundan sonra düzenli olarak yazarım.

Can Paçacı

Kızım, adını soruyor herkes sana daha kimseye söylemedik. Çünkü biz de kararsızdık :) Yok ama artık sen de biliyorsun, sana artık seslendiğim bir kelime var ya, işte o ismin :) Bu arada senin domainini de aldım xxxxpacaci.com diye ama istersen anne baban gibi xxxx.pacaci.org üzerinden de kullanabilirsin, sen bilirsin. Bu arada dört tane x koydum ki, en azından 4 harfli bir ismin olduğunu bilsinler, tahminleri almaya başlayalım :)

Can Paçacı

Evlat, naber? :D Çok şikayet etti, abilerin, ablaların, yazmıyorsunuz artık dediler. Doğru söylüyorlar, 2 aydan beri yazmamışım. Ama işte öyle ki son yazım hala içimi acıtıyor. Yeni yazı eklemek için siteye girdiğimde, 18 Haziran 2010 tarihi ile karşılaşınca, yine okuyorum, sonra kaçıyor herşey aklımdan, yazacaklarımı unutuyorum. Ama bugün annen de yeni yazı ekleyince ben de boş durmayayım dedim, yeni bir yazının vakti gelmişti. Bu arada neler oldu aklımda kalanlardan biraz bahsedeyim.

Seninle ilk tatilimizi gerçekleştirdik, 5 gün de olsa güzeldi. 45 derece sıcakta anneyle beraber yüzmen, serinlemen, dinlenmen seni çok mutlu etti biliyoruz.
Bu sürede senin tepiklerini daha iyi hissetmeye başladım tabii ki. Annen ilk günden beri bunu yaşasa da ben yeni yeni tam anlamıyla hissedebiliyorum, yaramaz seni, babaya tekme atılır mı?! :)

Son doktor ziyaretimizde (doktorumuz başka bir hastaneye geçmişti, aynı paraya daha iyi olanaklarımız oldu.) seni siyah-beyaz eski bir makina da değil de, biraz daha renkli daha teknolojik bir makinada gördük. Tabii bu süre içerisinde elin yüzün daha olgunlaşmıştı (maşşallah) ve bir de ne göreyim, aynı ben!
Her zaman çılgınlar gibi annenin karnında apaçi dansı yaparsın, o an uyuyordun, çekeceğim kulaklarını! :D Bir türlü yüzünü tam karşıdan göremedik ama yan profilden aynı ben. Tabii o sırada beni çeken başka bir kameranın bu ilüzyonu yarattığını düşündüm, ben ekrana baktığım sürece yan profil gözükecektim, başımı çevirdim ama görüntü değişmedi, o zaman anladım, evet o sendin ;) Allah nazarlardan korusun, babasının kızı, hoşgeliyorsun…

Can Paçacı

Kızım, canım… Bu hafta çok zordu. Karmakarışık oldum, sevincim, hüznüm hepsi birbirine karıştı. Pazartesi günü (14 Haziran 2010) dedemi kaybettik. O ki, dağ gibi adam, o ki benim babam, arkadaşım, dedem, o benim canım… Ne mutlu ki ona, uykusunda son nefesini verdi. Ağrı yok, acı yok. Bizler geride kalanlar ise, o dağ gibi adamın, o dünyaları cebine sığdıran adamın arkasından baka kaldık. Bir kişiyle bile en ufak derecede kötü anısı olmayan o mükemmel insan, yerinde duramayan, herkesin abisi, babası, dedesi ama (evet kıskanıyorum) en çok benim dedem olan canım dedem nurlar içinde yat. Seni çok özleyeceğim…

Pazartesi günü o evde, yatarken sen, ben elini tutarken… Salı günü orada yatarken sen, üzerine toprak atarken ben…

Daha olayın sıcaklığında, hiç gitmez, beni bırakmaz dediğim, ayrılığın ilk günlerinde, henüz kendimi yalnız bir yolda ağlayarak yürümeye vakit ayıramamışken. Evet sevgili kızım senin yaramazlıklarını kontrol etmek için yine doktora gittik. Ve doktor boyunu posunu söyledikten sonra “-evet üstelik bu çok sağılıklı bir kız” dedi… Maşşallah…

Ardından ofise geldim, 2 günden beri çalışamıyordum, ofise hebele hübele diye sevinçle girecekken… Daha çalışma arkadaşlarım “-başınız sağolsun” diyecekti. Normal bir giriş yaptım, başım sağoldu. Benim kızım olacak diye gülemedim. Eve gittim, gece Şehnaz sordu, “-Mutlu değil misin?” Anlatamam ki içimdekileri… Ona sarıldığım o son an, üzüldüğüm, içimde kalan tek bir şey kaldı. Keşke dedim, keşke çocuğumu alsaydın kucağına… Sonra kız olduğunu öğrendim, ne kadar da çok severdi o kız bebekleri… Bir kızım olduğunu öğrenemedi, onu kucağına alamadı…

Bunlar içimi acıtırken, sevinmek çok zor geliyor dedim. Ama biliyordum ki sen bizi dinliyordun, daha fazla üzülmeni istemedim. Sevdim, sabaha kadar konuştum seninle. Kızım dedim… Keşke dedim, keşke dedemi tanısaydın. Onun kadar iyi bir insan bir daha tanıyamayacağın için üzgünüm dedim. Uyuduk seninle. Artık cinsiyetin belli ya suratın az çok çizilmeye başladı beynimde. Bir kız babası olmak…

Bugün mü? Bugün ise benim doğum günüm. Ben bugün doğdum. Bu doğum günüm dedem yok yanımda, bu pazar da babalar günü… İşte bir ölüm, bir doğum, hayat böyle sürüyor. Seneye benim doğum günümde yanımda sen, babalar gününde yanında ben olacağım. Dedem ise bizi izleyecek uzaklardan, senin saçlarına üfleyecek, rüzgar çıktı sanacaksın. Seni ısıtacak, hava soğumadı sanacaksın. Yüreğin pır pır edecek, seni öpecek, sen bilmeyeceksin. Son olarak, dedem, canım, ben seni çok seviyorum. Biz ayrılmadık aslında. Kızım, canımdan bir parçam seni de çok seviyorum, seveceğim, hadi gel artık. Bu blog’ta evlat olarak nutuk çektim sana, artık biliyor olmak, kızım yazmak çok hoş. Allah seni nazarlardan korusun.

Can Paçacı

Evladım, uzun zamandan beri buraya birşey yazmadığım için herkes şikayetçi ama emin ol boş vaktim olmadı, bu aralar gece gündüz demeden çalışıyorum. Sana daha çok vakit ayırabilmek için, şimdi var gücümle çalışıyorum. Bugünlerde iş hayatımızda çok büyük değişiklikler olmaya başladı, şirketimizin temelleri epey sağlamlaşıyor. Yakında çok güzel bir açılış yapacağız kısmetse. Neyse, bilmeni isterim ki (tarihe not düşsün) geçtiğimiz haftalarda sevgili devletimizin, olacak nüfüs kağıdındaki ülkenin pek bir değerli yetkilileri google (şuan için internetin babası) sitelerine erişimi engellemişti. Sitelerimizin istatistik raporlarını tuttuğumuz analytics’ten tut, haritadan, dil çeviricisi programına kadar bir çok servisi şu anda hala Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinden erişilemiyor. Bugün ise, google servisleri haricinde yine bir çok site açılmıyor ve internet felaket ötesi yavaş. Tam da önemli bir kaç iş yaparken bu kadar uyuz bir internet karşısında hiç bir iş yapamamak beni mahvetti. Ben de bu vaktimi buraya, sana ve tarihe bir kaç lafım olsun diye yazmaya karar verdim. Senin bu satırları okuyup anlayabileceğin yaşa kadar geçecek sürede bu ülkede daha neler olacak bilmiyorum. Ama eğer böyle giderse Google diye birşeyin kalmayacağını ve bu satırlardan sonra “-Baba Google neydi ki?” diye soracağına eminim. Ben de düşünmüyor değilim bu ülkeyi terketmeyi. Çünkü şuanda bu ülke, dünyaya açılan pencereleri bize tek tek kapatıyor, yazmayın, okumayın, izlemeyin diyor. Bu esaret midir? Bilemedim…

Biz işimizi internet üzerine kurduk, senin geleceğin internet sayesinde kazandığımız paralarla belirlenecek. Ama hergün yeni bir site sansürleniyorsa daha ne kadar savaş vermek doğrudur, üzgünüm ki, bilmiyorum.

Can Paçacı

Ey evlat, sen artık Bursasporlu oldun. Doğuştan Bursasporlu :D Tarih 16 Mayıs 2010, sen annenin karnında ve futboldan bir haber baban ile birlikte maç izlemeye gittin. Amaç sadece eğlenmekti ama şampiyon olmak aklımızda yoktu. Sadece buraya kadar gelmişken, bu başarıyı kutlamak istemiştik. Fenerbahçe denilen çok komik bir takım var tamam mı evlat, bu takım Bursaspor’dan 1 puan farkla önde, şampiyon olacak gibi. 1984 yılından beri hiç Anadoludan takım şampiyon olamamış ligte. Hep parası çok olan, hep ticari şirketler almış kupayı. E tabi futbol büyük bir endüstri. Bu sene çok iyi oynayan Bursaspor, bu kadar iyi futbola karşı şampiyon olması zor gözüküyordu. Çünkü bu ülkede parayı veren, şikeyle, gerekirse maçı satın alarak götürdü çoğu kez kupayı. Fenerbahçe 1 puan önde ve son maçları Trabzonspor ile. Bursaspor ‘da aynı anda Bursa Atatürk Stadyumu’nda Beşiktaş ile oynayacak. Fenerbahçe yenilirse ve biz yenersek ya da berabere kalırsak kupa bizim olacak. Fenerbahçe berabere kalırsa ve biz yenersek yine kupa bizim olacak ama ikimiz de yensek bile kupa Fenerbahçe’nin olacaktı. Yani her koşulda Fenerbahçe’nin puan kaybetmesi en azından berabere kalması gerekiyordu, tabii bizim de kesinlikle Beşiktaş’ı yenmemiz gerekiyordu. Derken maç başladı, (daha fazla…)

Can Paçacı

Ahh be evlat, hayatımı değiştirdin, şimdi anlıyorum Babam’ı, şimdi anlıyorum Annem’i… Onların kurallarına uymadık, saygısızlık ettik, oldu bunlar, zaman zaman, her zaman iyi bir evlat olmak istesek de jenerasyon farkından oldu tüm çatışmalarımız, üzdük elbet istemesek de… Onlar internet dünyasına alışamadı, biz de senin çağına alışamayacağız ya bana tek koyan şey o. Tam nasihatte bulunurken, beni dinlemeyeceksin, biz başımızı eğip dinlerken babamızı, sen ışınlanıp gideceksin sevgilinin yanına, kahrolsun gelişen dünya! Tamam teknolojiyi yakından takip ediyoruz ama herşeye de adapte olmak o kadar kolay değil, Scotty bizim çocukluğumuzda Kirk’i ışınlarken, sizi discoya götürecek…

Can Paçacı

Sabah işe gelirken stadyumun önünde bir kalabalık, bütün çocuklar şen, herkesin elinde Türk Bayrakları, büyük bir bayram coşkusu vardı, çok özendik. Annesinin karnından izledi, bak dedik bu senin bayramın, bu bizi var eden, bu bizim bayramımız. Ülkemize ve bayrağımıza sahip çık, Atamızı sev, onun fikirlerini koru, uygula.

Bilgisayarın her eve girdiği günden beri, sokaklardaki arabaların sayısının arttığı günlerden beri artık sokaklarda oynayan çocuk göremez olmuştuk. Biz hayatı sokaklarda düşe kalka öğrenmiştik, onlar ise bilgisayardan ve televizyondan gördüğü garip ve saçma hayatı yaşıyordu. Çok politik konuşmak istemem ama herşey ailelerin tercihidir. Ama herkes vatan sevgisini çocukken öğrenir, öğrenmelidir. Daha küçükken eline Türk Bayrağını alıp, stadyumda binlerce kişiyle anlı şanlı marşlarımızı söylüyorsa, onun için tarih dersleri hiç sıkıcı gelmez. Bizler ve bizleri var edenler, var oluşun varlıkları, savaşlar, ordular, yoktan var edilen bu güzelim topraklar, bu vatan için neler yaptık, bunları öğrenmeliler. Öğrenmeliler ki, kime saygı göstereceklerini, kimi seveceklerini bilmeliler. Yoksa eğitimleri televizyona kaldıysa çok işimiz var demektir. Vatan millet sevgisi çocukken öğretilmelidir, bunun için en önemli günler bu milli bayramlarımızdır. Biz daha anne karnından gösterdik bu büyük coşkuyu, inşallah 23 Nisan 2011 tarihinde de kucağımıza alıp bu eğlencelere beraber katılırız.

Can Paçacı

Evet bugün büyük gün, bugüne kadar açıklamadığımız bu adresi bugün sosyal medyada paylaşma zamanı. Şimdiye kadar yazdık birşeyler, günlük tutar gibi, amacımız evladımız için o okumayı öğrenene kadar bizim neler yaşadığımızı öğrenmesi. Teknoloji garip birşey, o okumayı öğrendiği zaman ve bakalım neler hissedecek. Sonrasında ise bu blog onun olacak. Tabii ki o zamana kadar bu adres jr.pacaci.org olarak kalmayacak, henüz cinsiyeti bile belli değilken isim bulmak çok zor :) Hele bir sağlıkla doğsun, nüfüs cüzdanı çıksın, onun adı anne babası gibi bu blogta yer alacak. Pacaci.org ‘a bir yazar daha geliyor, bekleyin biraz. :D

Can Paçacı

Bugün Bursa’da 4.sünü düzenlediğimiz Likemind etkiniği vardı. Sabah 10′da toplanmaya başladık ve durumun herkes farkındayken her gelen bizi tebrik ediyordu. Bu çok güzel birşey, saplar ordusundaki arkadaşlarımızın da artık bir çift bulmalarını bir kez daha dile getirdik. Buluşma yine kendi güzelliğinde devam ederken bir ara masaya bir pasta geldi. Genelde o ay etkinlik sınırlarında birinin doğum günü varsa, pasta ile bunu kutlardık ve bu organizasyonun başında olduğum için haberim olurdu :) Haberim olmadan ortada duran pastaya bön bön bakarken üzerindeki yazıyı okuyunca herşeyi anladım. Arkadaşlarımız doğacak çocuğumuz için pasta almışlardı. Gerçekten çok sevindim. Bir kez daha herkesle tebrikleşme ve öpüşme faslından sonra azalan tükrüklerimin geri kazanımı için en büyük pasta dilimini ben yedim :) 3 kişi olarak katıldığımız bu ilk etkinlikte bu tarz hareketler beni çok duygulandırdı. İnsan ilişkileri, dünya, sosyallik, bebek falan herşey fotoğraf makinasına pastayı keserken verdiğimiz pozda benim gözümde pozlandı. Çok duygulandım, kim akıl etti hala bilmesem de çok teşekkür ederim herkese. Ardından iki poşet hediye de geldi. Bir oyuncak ve ayakkabı bebeğimizin ilk hediyesiydi. Gerçekleri her geçen gün biraz daha anlamam, baba oluyor olmama hayata karşı düşüncelerimi o kadar çok değiştirmeye başladı ki utanmasam ağlardım. Abilerine ve Ablalarına çok teşekkür ediyoruz. Onun o güzel ayakkabılarını giydirdiğimiz günleri de görürüz inşallah hepbirlikte. İnsanlık ölmemiş yaşasın!

(Baba’dan not: Evladım, sen bu satırları okurken yıl olacak 2017. O zaman dünyada neler kalacak, neler gelecek bilinmez ama evet o yıllarda insanlık ölmemişti. Senin çok güzel abilerin ve ablaların var, bunu unutma. Ve inşallah yıl 2017′de bu güzel insanlar senin okumayı öğrenip bunları anlayabileceğin zamanlarda sana bayramlarda iyi harçlık verirler, elini korkak alıştırma, öp ellerini al paranı, herşeyi bizden bekleme.)

Dünyadan kaybolacak şeyler arasında umarım bayramlar yer almaz. Herkesin kapısını tek tek gezeceğim. Ve umarım hala sap olmazsınız.

Can Paçacı

Hamileliğin ilk ayları ne kadar garipmiş. Bu güne kadar hep karnı kocamanken gördüm hamileleri, hep en zor zamanlar o vakitler sanırdım. Ama öyle değilmiş, hamileliğin ilk zamanları da son zamanları gibi tehlikeli ve zormuş. İlk 3 ay öyle daha karın şişmemiş ben yürüyeyim, şunu yiyeyim, bunu içeyim yokmuş. Sonra bünye alışınca 3 ay ile 6 ay arası biraz daha rahat olacakmış ama başlarda da tehlikeli durumlar varmış. Bu aralar Şehnaz’ın midesi çok bulanıyor, bazen kusuyor. Çok sevdiği şeylerden nefret ediyor, bazı kokular artık ona dayanılmaz geliyor. Ve uyku süresi de artmaya başladı. Hal böyleyken, hem rahat etmesi, öğlen biraz uyuyabilmesi, yorulmaması ve stres yapmaması için onu iş ortamından uzak tutmaya çalışıyorum. Ama bir ofiste sadece iki kişi varsa ve bunlardan biri anne biri baba olacaksa, insanın bütün iş hayatı da değişiyor. Şehnaz bu aralar işe her gün gelmiyor, gelse bile öğlen geliyor, akşam erken dönüyor falan. Ve ben ofiste tek başıma zaten 5 kişilik görev yaparken artık 10 kişilik görev yapmaya başladım. Haliyle herşeye yetişemiyorum. Mutlaka bir kaç eleman işe almalıyım. Bu aralar çeşitli yerlerden, pazarlamacı ve tasarımcı ilanları verdim. Bursa’da işi öğrenen herkes İstanbul’a kaçtığı için burada işini iyi bilen kişi bulmak çok zor. Olanların ya konumu iyi çalıştıkları yerden ayrılmak istemiyorlar ya da beni aşacak maaşlar istiyorlar. Tamam hak ediyorlar ama henüz o kadar büyümedik. Projelerimiz son hız devam ediyor, yeni projelerin geliştirilmesi devam ediyor. Tek başıma kaldığım için iş planı biraz aksamalara başladı ama en azından bir pazarlamacı bulursam çok iyi olacak. Şimdi ben sadece o minik kalp sesi için çalışıyorum gece gündüz.

Can Paçacı

Baba olduğumu öğreneli tam 9 gün olmuştu, yavaş yavaş çevremizdeki insanlara duyurmaya başlasak da asıl büyük çevremiz internet üzerindeki arkadaşlarımızdı. Bunlar arasında gerçekten kardeşim gibi sevdiğim, abim – ablam gibi saydığım kişiler de var. Şimdi birine açıklasak, hemen internet üzerinden yayacak, açıklamasak başkasından duyduğu zaman darılacaktı. Gerçekten o kadar işin gücün ve bu büyük heyecanın arasında, kime ilk söyleyelim, kimi arayalım telefonda söyleyelim derdindeydim. Birine duyurduğumuz zaman sakın ha başkasına söyleme diye tembihliyorduk. Çok yoğun bir iş gününde biraz da iş stresinden kaçabilmek için artık açıklama ihtiyacı duydum. Ve FriendFeed’te bir post açtım.

İnternetten tanıştığımız bir çok arkadaşımız ilk önce bunun bir şaka olduğunu sandı ama gerçek olduğunu öğrendiklerinde tebrik mesajları ard arda geliyordu. Artık herkes duymuştu ve rahatlamıştık. Geçtiğimiz cumartesi mangal partisi ‘nde Şehnaz’ın alkol ve sigara kullanmamasının sebebi de açıklanmıştı :)

Bu konuda tek üzüldüğüm nokta çok sevdiğim bir kişinin bu güzel haberi internetten mi öğrenecektim melankolisiydi. O an gerçekten çok üzüldüm ama lütfen bana da hak verin, kimi arayıp kimi arayamayacağımı seçemezdim, bu kadar güzel insanlarla tanıştığım yerden artık durumum Evli ve Çocuklu olarak değişti demek aslında onlara en güzel haber olacakken bir yandan da buruk bir acı bıraktı. O an yaptığım hatayı anladım, insanları arayıp onlara bu müjdeli haberi telefondan söylemek çok daha iyi olacaktı. Ama heyecan, ama iş stresi, ama o an ne yapacağını bilememezlik… Düşündüm de o arkadaşım baba olacağı zaman beni aramazsa ben ne tepki verirdim? Buna empati deniliyordu değil mi? Ona kardeşim diyorsun ve o böyle güzel bir haber için seni aramıyor, herkese açık bir sosyal paylaşım sitesindeki bir postundan bunu öğreniyorsun, ilişkinin tüm özelliğini yitirdiği nokta da ben çok üzülmüştüm. Her insan hata yapar, böyle öğreniyoruz ilişkileri. Umarım kendisi çok darılmamıştır, artık kendimi nasıl affettirebilirim bilmiyorum ama bir çaresine bakacağız.

Can Paçacı

Arkadaşlarımız hala sap. Hala evlenen olmadı, bazılarının sevgilisi bile yok çok üzülüyoruz. Evlendiğimiz günden bu güne kadar doğru düzgün evli bir çift ile gezip tozmadık, aslında çok istediğimiz bir şey, karşılıklı misafirlikler falan… Ama maalesef çevremizdeki herkes sap. Evlenseler ne güzel olur diye düşünürken, artık biz Evli ve Çocuklu statüsüne geçtik, artık yanımızda bir çocuk olacak ve onlar hala sap :) Hepsi için çeşitli eş bulma çalışmalarımız oluyor ama nihayete erene henüz rastlamadık. Sanırım uygun eşleştirme yapamıyoruz artık uğraşmayacağız, herkes kendi bulsun. Evlenin arkadaşlar, çok güzel birşey gerçekten.

Biz artık düğünlerde gençler masasında değil, aileler masasında bulunuyoruz. Bütün arkadaşlarımız gençler masasında, aileler masasında sohbet edeceğimiz kimse yokken, gözümüz arkadaşlarımızın masasındayken kahrolası düğün sistemi buna izin vermiyor. Aileler masasına terfi edecek arkadaşlara gerekli bütün gazları vermemize rağmen hiç biri henüz başarılı bir sonuçla geri dönmedi. Artık ilişkiler kısa ve yüzeysel. Biz birbirimizi bulmuşuz ne güzel ama yok mu başka çift yahu. İstanbul’da Kaloğlu Ailesi var ama bize uzaklar. Şu Bursa’dan da artık bir çift çıksın lütfen :)

Can Paçacı

Bir cumartesi herkes iş çıkışı davetimiz üzerine bizim eve geldi, mangallar yakıldı, biralar açıldı. Resmen bir sığır devirdik o gece. Açıklamak istediğimiz bir sürpriz vardı ama bir yandan da çekiniyorduk. Artık açıklamanın zamanı geldi tam sohbet arası beklerken (şimdi tam hatırlayamıyorum) birisi çocuk, çocuk bakımı ve annelikle ilgili bir konu açtı. Süper komik bir sohbet dönerken üzerine bu yakışmaz dedim vazgeçtim. Zaten herkesin toplanması saat 9′u bulmuştu. Metroyu kaçırmamak içinde 11buçukta herkes dağılmıştı, dedik başka zamana… Ama gece çok keyifliydi, katılan herkese bir kez daha teşekkür etmek gerekir.

Can Paçacı

Bu hafta sonu arkadaşlarımızı çağırıp, evimizde bir mangal partisi düzenlemek istiyoruz. Sevdiğimiz arkadaşlarımız yanımızdayken onlarla bu güzel haberi paylaşmak istiyoruz. Davetlerimizi gönderdik, bakalım kimler gelecek ve ilk duyan kimler olacak.

Can Paçacı

Aslında herkesin sağlıklı yaşaması için yapması gerekenler var ama dünyada herşey bu kadar kirlenmişken doğal ve sağlıklı beslenmek gerçekten çok zor. Ama eğer bir anneyseniz ve içinizde bir ikinci kalp daha varsa çok dikkatli olmalısınız. Şehnaz bu yasakların ilk gününde tahminlerimi yanılttı, yasak olan şeyler çok çekici gelecek ve zorlanacak derken zaten herşeyin kokusu, tadı ona farklı geldiği için hep sağlıklı şeyleri kendi tercih eder oldu. Ben artık tek başıma çif köfte, fast food, iskender falan yiyebileceğim, sen yiyemezsin diye dalga geçerken zaten o çoktan onlardan vazgeçmişti. Anne olmak çok zor bir işmiş. Hani derler ya anaların mekanı cennettir diye gerçekten çok doğru. Bu resmen bir mucize ve biz şuan bu mucizeye şahit oluyoruz. Henüz birinci dereceden aile üyelerinin dışında kimsenin haberi yok ama arkadaşlarımıza bu heyecanımızı paylaşacağımız günü de iple çekmekteyiz. Bir gün bu blog da çocuğumuz da yazı yazacak ve o şimdi ekmek elden su gölden anasının karnında yan gelip yatarken, bizim neler yaşadığımızı okuyacak. Baba olunca anlarsın, anne olunca anlarsın derler hep ama kaç yaşında olursak olalım çoğu şeyi hiç bir zaman anlamazdık ama o minik kalp atışlarını duyduktan sonra bir çok şeyi anlamaya başladım ve inşallah çocuğumuz da bizleri anlayacaktır. Artık teknoloji gelişti, herkese açık bir sitede yaşadıklarımızı anlatıyoruz, bakalım okuyunca ne diyecek? :D

Can Paçacı

Bugün doktora gittik. Öncesinde doktor bazı bilgiler aldı, ailedeki genetik hastalık var mı, sigara içiyor musun, kan gruplarınız nedir. Şehnaz çok heyecanlıyken benim soğuk kanlı olmam doktoru da şaşırtmıştı. Biraz laf soktu ama o heyecandan unuttum ne dediği, çocuk doğunca hesabını sorarım :) Neyse sonra bakalım dedik ve ultrason odasına geçtik, siyah beyaz bir ekranda karmakarışık şeyler var ve doktor biraz inceledikten sonra 3mm’lik bir canlının kalbini gösterdi, o an artık herşey kesinleşmiş ve artık herkes bana Can Baba diyecekti, artık çok babacan bir tavrım olacaktı. O görüntünün şokunu yaşarken güp güp, güp güp kalp atışları geldi bir yerlerden 5-6 saniyelik bir ses, o kalp, o can, o şehnaz, o bizim çocuğumuz. Orada, eşimin karnında ikinci bir kalp atışı vardı. Doktor daha fazla dinletemeyeceğini çok yüksek frekans gerektiği için kısa sürdüğünü ama devamı dinlemek isterseniz 1 ay sonra tekrar görüşelim dedi. Biz spoiler’ı yemiştik artık, ilk kontrolda kalp atışlarını duymak bir mucizeydi, çok şanslıydık. O ses, o minik kalp… Çok zor anlatması.

Can Paçacı

Şehnaz son 3-4 günden beri herşeyden tiksinmeye başladı, özellikle sigara dumanından. Grip falan olacağını sanırken bir yandan da bazı şüphelerimiz vardı :) Acaba mı dedik? Hemen eczaneden bir doğum kontrol zımbırtısı aldık ve tahmin ettiğimiz gibi iki çizgi! Yani pozitif, evet baba oluyorum. Tabii bir de doktora sormak lazım.

Can Paçacı